Aydos Escort
PLATİN ÜYELER
VIP ÜYELER
GOLD ÜYELER
Aydos Escort
Aydos Escort kelimelerini tarama motoruna yazdığım gece, ekranın loş ışığında parmaklarım duraksamıştı. Karşılığında çıkan sonuçlar arasında
Escort Aydos başlığı altında birkaç isim belirdi; biri diğerlerinden daha sade, daha az süslü duruyordu.Adını söylemedi. Sadece bir konum ve saat verdi. Aydos ormanına yakın, tepelerin yamacında, şehir gürültüsünden uzak küçük bir bungalov tipi konaklama yeri. Gittiğimde hava çoktan kararmıştı. Ağaçların arasında rüzgâr yaprakları sürterken, uzaktan köpek sesleri geliyordu. Kapıyı açan kadın, beklediğimden daha sakin bir yüze sahipti. Uzun, düz siyah saçları, keskin hatlı bir yüz, soluk ten. Üzerinde bol kesim, koyu renk bir gömlek ve geniş paçalı pantolon vardı. Hiçbir şey abartılı değildi.İçeri girdik. Oda sade tutulmuştu: geniş bir yatak, alçak bir sehpa, tek bir abajur. Pencereden dışarı bakınca yalnızca karanlık ağaç silüetleri görünüyordu. Konuşma da o sadelikte ilerledi. Ne iş yaptığımı sormadı, ben de onun geçmişini kurcalamadım. Bir süre sessizlik oldu. O sessizlik rahatsız etmedi.Sonra ayağa kalktı, gömleğinin düğmelerini yavaşça açtı. Altında hiçbir şey yoktu. Bedeni ince ama belirgin hatlara sahipti; göğüsleri doğal biçimde duruyor, belinden kalçalarına doğru yumuşak bir geçiş yapıyordu. Işık yalnızca abajurdan geldiği için teninin üzerinde gölgeler oluşmuştu. Bana bakmadan, yatağın kenarına oturdu ve eliyle işareti etti.Yanına oturdum. İlk temas parmak uçlarıyla başladı. Omzundan aşağı, kollarına, sonra beline doğru kaydı. Teni serindi. Öpüşme de aceleci olmadı; dudakları kuru, hareketleri ölçülüydü. Bir süre sadece o teması sürdürdük. Ellerim kumaşın altına girdiğinde pantolonunu indirdi. Bacaklarını açtı. Arası çoktan nemlenmişti.Parmaklarımı gezdirdim. O da benim üzerimde aynı şeyi yaptı. Zamanın nasıl geçtiğini anlamadım. Bir noktada üstüne çıktım. İçine girmek uzun sürdü; yavaş, neredeyse deneme niteliğinde. Hareketlerimiz küçük ve kontrollüydü. İnlemedi. Sadece nefesinin ritmi değişti. Ben de sesimi tuttum. Odanın içinde yalnızca çarşafın sürtünme sesi ve uzaktan gelen rüzgâr vardı.Pozisyon değiştirdiğimizde o üstteydi. Kalçalarını çok az hareket ettirerek ilerliyordu. Gözleri açıktı, bana bakıyordu. Bu bakış, daha önceki buluşmalarda alıştığım türden değildi. Ne performans ne de abartılı bir şehvet vardı. Sadece iki bedenin birbirini ölçmesi gibiydi. Bir süre sonra hızı artırdı. Parmaklarını kendi klitorisine götürdü. Orgazmı sessiz geldi; yalnızca bacakları titredi, nefesı kesildi, sonra yavaşça üzerine yıkıldı.Ben henüz boşalmamıştım. Yanımdan kaydı, ağzıyla devam etti. Bu sefer daha ısrarcıydı. Elleri kalçalarımı tuttu, ritmi kendisi belirledi. Boşaldığımda boğazının kasıldığını hissettim. Yutkundu, sonra doğrulup yüzünü sildi. Hiçbir şey söylemedi.Bir süre yan yana uzandık. Abajurun ışığı duvarda sabit bir daire oluşturuyordu. Dışarıda ağaçlar hâlâ rüzgârla konuşuyordu. Bir ara parmaklarını göğsümde gezdirdi; rastgele, düşüncesizce.“Buraya sık gelir misin?” diye sordum.“Hayır,” dedi. Sesi kısıkı. “Sadece gerektiğinde.”Başka soru sormadım. O da anlatmadı. Birkaç dakika sonra kalktı, pantolonunu ve gömleğini giydi. Saçlarını toplayıp bağladı. Kapıya doğru yürürken duraksadı.“İstersen yine yaz,” dedi. “Ama her zaman cevap vermem.”Kapı kapandı. Odada yalnızca abajurun ışığı ve kendi nefesim kaldı. Camdan dışarı baktım. Aydos’un karanlığı, şehir ışıklarından uzakta, kendi ağırlığıyla duruyordu.O günden sonra birkaç kez daha yazdım. Bazen cevap geldi, bazen gelmedi. Geldiği zamanlar yine aynı bungalova çağırdı. Her seferinde konuşma az, temas ölçülü oldu. Bir keresinde yalnızca elleriyle ve ağzıyla saatlerce oyaladı; içine hiç almadan bıraktı. Başka bir gece ise tam tersi oldu: neredeyse hiç ön sevişme yapmadan, sert ve hızlı bir şekilde devam ettik. Her buluşma bir öncekine benzemiyordu.Bir defasında yağmur yağıyordu. Çatıya vuran damlalar odaya ritim veriyordu. O gece daha uzun kaldık. Bittiğinde pencere kenarına oturup sigara yaktı (o zamana kadar hiç yakmamıştı). Dumanı dışarı üflerken omuzları düşüktü.“Bu işin içinde kaybolmamak zor,” dedi birden. “Bazen insan kendi gölgesini bile tanıyamıyor.”Cevap vermedim. Zaten cevap beklemiyordu. Sigarasını söndürüp giyindi. Kapıdan çıkmadan önce döndü.“Aydos’ta rüzgâr hep aynı eser,” dedi. “Ama insan her seferinde farklı duyar.”Sonra gitti.O cümle aklımda kaldı. Aydos’a her gidişimde, ağaçların arasından geçen rüzgârı dinlerken o geceyi hatırlıyorum. Bazen yazıyorum. Bazen cevap geliyor. Gelen cevaplarda hâlâ aynı sakinlik, aynı mesafe var. Ve her seferinde, kapıyı açtığında, yine o bol gömlek ve o ölçülü bakış karşıma çıkıyor.Bazı buluşmalar yalnızca bedenle ilgilidir. Bazıları ise bedenin ötesinde, anlatılmayan bir şey bırakır. Aydos’taki o gece, ikincisine daha yakındı. En azından benim için.